Giriş Sayfası Yap
 
ANASAYFA M.E.B İlsis Kaymakamlık İlimiz Personelimiz Okullarımız Obsi Nasreddin Hoca
Ara
Bağlantılar
  • İstiklâl Marşı
  • Atatürk
  • Bilgi Edinme
  • T.C. Kimlik No
  • Mevzuat Bankası
  • Tebliğler Dergisi
  • Resmi Gazete
  • Türkçe Sözlük
  • Yazım Kılavuzu
  • Emekli Sandığı
  • SSK
  • OSYM
Birimler
  • Yönetim
  • Rehberlik
  • Özlük
  • Muhasebe - Yatırım
  • Özel Öğretim
  • Kayıt
  • Eğitim - Öğretim
  • Kültür
  • Sekreterlik
  • Şoför - Hizmetli
Söz Ola!..  
AKŞEHİR

Akşehir, İç Anadolu bölgesinin batısında ve Konya iline bağlı büyük bir ilçe merkezidir. Kent, Sultan Dağı eteklerine, eğimli bir alan üzerine ve Tekke Boğazı denilen dar bir koyağın hemen önüne yerleşmiştir. Aynı adı taşıyan verimli ovaya ve göle yukarıdan bakar. Büyük gülmece ustası Nasreddin Hoca'mızın yaşadığı yer olan Akşehir, ovasında yetiştirilen tahıl, pancar, elma, kiraz ve vişnesi; gölünden çıkarılan balıkları ve hareketli sosyoekonomik yapısıyla bölgenin merkezidir. Sart’tan başlayarak Ninova'ya kadar uzanan ve tarihte "Kral Yolu" olarak bilinen ünlü ticaret yolunun geçtiği kent günümüzde de aynı önemi korumaktadır.

TARİHİ

Akşehir Helenistik dönemde Phrygia tiranı Philomelos tarafından kuruldu. İlk yerleşim alanı  bugünkü kentin kuzey-batısında, Sultan dağının kuzey yamaçlarındaydı. Kent Roma döneminde Philomelium adını aldı. Müslüman Araplar birçok  kez yağmaladıkları kente Belde-i Beyza adını verdiler. Malazgirt Savaşı'nın ardından başlayan Anadolu'nun Türkleşmesi sonucunda Kutalmışoğlu Süleyman Şah tarafından alınan kentin bundan sonra adı ve kaderi değişir. Nehçet-ül Menazil'de buraya gelen hükümdarlardan birinin çiçek açmış ağaçlardan esinlenerek "AKŞEHİR" dediği rivayet edilmektedir. Akşehir'in günümüzde sahip olduğu eserlerin pek çoğu Selçuklular zamanında yapılmıştır. Bu dönemde kent zenginleşir ve gelişir. Horasan illerinden Seydi Mahmud Hayran, Nimetullah Nahçevani gibi din bilginleri Akşehir'e göç ederek bu toprakların manevi dokusunun değişmesine katkıda bulunurlar. Selçuklu Devleti'nin çökmesiyle önce Eşrefoğulları, sonra da yüz yıl Hamitoğulları yönetir kenti. Beyliklerden günümüze sadece Maarif köyündeki Şeyh Hasan Türbesi ile mezar taşları ulaşır. Akşehir 1381 yılında Murat Hüdavendigar'a satılır. Yıldırım Beyazıt 1402 yılında Timur'a yenilince, Ferruhşah Mescidi'nin cenazelik bölümüne hapsedilir ve burada intihar eder. Timur'un zulmünden bunalan halk, Nasreddin Hoca'yı dirilterek doymak bilmeyen fillerden kurtulmanın çaresini arar. Fetret döneminde kısa bir süre Karamanoğulları eline geçen Akşehir, Fatih Sultan Mehmet tarafından 1467 yılında fethedilir ve cumhuriyete kadar sürecek olan kesintisiz Osmanlı hâkimiyeti başlar. 15. yüzyılın sonlarına doğru çeşitli etnik ve dinsel kökenden gelen kavimlerin barış ve kardeşlik içerisinde bir arada yaşadığı günler başlar.

Sevr Antlaşması ile, Akşehir İtalyanlar tarafından işgal edilir. İtalyanlar Hıristiyan Mahallelerindeki evlere yerleşirler. Ancak işgal günleri uzun sürmez. Ancak Anadolu'nun topyekün kurtuluşu bu kadar kolay olmayacaktır. Mustafa Kemal kumandasındaki ordu, Kurtuluş Savaşını, halkla birlikte büyük sıkıntılar içinde sürdürecektir. Sakarya Meydan Muharebesi’nden sonra 18 Kasım 1921'de Garp cephesi Karargâhı Akşehir'e nakledilir. 24 Ağustos 1922'ye kadar sürecek olan dokuz ay on günlük sürede taarruz hazırlıkları Akşehir'den yönetilir, planlar burada yapılır. Akşehir ve köylerine birlikler yerleştirilir. Garp Cephesi Komutanı İsmet Bey bu sürede sürekli Akşehir'de kalır. Mustafa Kemal Paşa da hazırlıkları kontrol etmek için defalarca karargâha gelir. 1922 yılının 28 Temmuz günü bir futbol turnuvası bahane edilerek bütün ordu komutanları Akşehir'de buluşur ve son hazırlıklar gözden geçirilir. Nihayet Ağustos sonunda taarruza karar verilir. 24 Ağustos 1922 günü sabahı ordu harekete hazırdır. Namaz kılınır, Nasreddin Hoca'nın türbesi ziyaret edilir. Mustafa Kemal'in askerleri Akşehirlilerin alkış ve dualarıyla cepheye uğurlanır. O umut yüklü mücadele günlerinin anısına Garp Cephesi Karargâh binası bugün aynı isimle müze olarak hizmet vermektedir.

Akşehir'in çok eski bir geçmişi olduğu bilinmekle birlikte, net bilgiler veren arkeolojik verilere sahip değildir. Anadolu tarihine yakın bir kökeni bulunan kentin Eti, Frigya, Lidya, Roma ve Bizanslıların  yerleşim yeri olduğu bilinmektedir. Latin kaynakları incelendiğinde Akşehir'in ilk isminin THİLOHELUM olduğu ve bu ismin zamanla halk arasında PHİLOMELİUM  (FİLEMELYUM) şekline dönüştüğü görülmektedir. Bu günkü adı nereden geldiği bilinmekle birlikte, çeşitli rivayetler ile  bu günkü Kapıkale mevkiinde bulunan Akşehir Kalesi'nin  ve evlerinin taşlarının tamamen beyaz olması, bir başka anlatışla  ise bahar aylarında  çevrede çok fazla bulunan badem ağaçlarının çiçek  açması sırasında, şehrin bembeyaz görülmesidir.

Anadolu'nun Bizanslıların elinde bulunduğu yıllarda, Emeviler ve Abbasiler bir kaç kere istila etmişlerdir. Alparslan'ın  Malazgirt Zaferinden sonra Bizanslıların gücü kırılmış ve Selçuklular yavaş, yavaş Anadolu'ya yayılmaya başlamışlardır. Miladi 708 yılarında Kutalmışoğlu Süleyman Şah, Konya ile birlikte Akşehir'i de almış ve topraklarını genişletmiştir. Kent verimli topraklara sahiptir. Bu nedenle tımar olarak verilirse de beylik sistemine geçildiğinde  Akşehir, Çay, Bolvadin, Emirdağ, Doğanhisar, Şarkikaraağaç, Yalvaç dolayları Eşrefoğuları ile Hamitoğuları’na geçmiştir. Alanyurt köyünde bulunan  Hacı İbrahim Sultan Türbesi ile şehir içinde bulunan Meydan Hamamı o devrin eserlerindendir.

Selçuk ve Karamanoğulları ve Osmanlı dönemlerine ait birçok tarihi eser bulunmaktadır. Akşehir'e bağlı Ulupınar köyünde bulunan ve bugün halkın Devrent Suyu dedikleri pınar ise Frigyalıların devrine ait olup tarihteki ünlü MİDAS ÇEŞMESİ dir. Bu çeşme tarihi bir çok olaya şahit olmuş, Lidyalıların ve İranlıların savaşında Keyhüsrev burada konaklayarak, muazzam ziyafetler vermiştir.

1318 yılında ise Akşehir Osmanlıların eline geçmiş, Sultan Murat zamanında tamamen Osmanlı malı olmuştur. Alaaddin Bey'in Nefise Hanım ile evlenmesi de  Akşehir ve Ilgın çevresi kendilerine düğün hediyesi olarak verilmiştir.  Ankara Savaşında Timurlenk'e yenilen Yıldırım Beyazıt, Seydi Mahmut Hayran Kent, Çelebi Sultan zamanında Karamanoğuları’nın elline geçmişse de fazla kalmamış, tekrar Osmanlıların olmuş. 

Akşehir, Milli Kurtuluş Tarihinde de önemli roller almış, yaptığı onurlu hareketleri ile Türkiye Cumhuriyeti Tarihinde de yerini belirlemiş, adını ön planda duyurmuştur. Atatürk ile Franklin Buyyen, Ankara antlaşmasının önemli görüşmelerini burada yapmış ve görüşmenin duyulması için Akşehir'de bir futbol maçı düzenlemiştir. 28 Temmuz 1922 tarihinde, İplikçi camiinde okunan mevlid ve dini törenle, halkın sevgi gösterileri ile  Garp cephesi Komutanlığı , Afyon istikametine, yani cepheye yolcu edildi. Bu olay tüm Akşehirliler için onur sayılır ve her 24 Ağustos  gününde olay dramatize edilerek yeniden yaşanır. O gün AKŞEHİR'İN ŞEREF GÜNÜ dür.

MİMARİ ÖZELLİKLERİ

Kent antik dönemde ünlü Kral yolu ve daha sonra doğudan batıya uzanan kervan yolları üstündeydi. Roma döneminde kalesi ve hamamı önemliydi. Anadolu Selçukluları döneminde gelişen kentte, günümüze ulaşanların dışında, kaynaklardan bilinen Kadıizzettin Medresesi(XIII. yy.), Nasreddin Hoca Medresesi (XIII. yy.) , Şifahane (XIII. yy.) , Emiryavi Medresesi (XIII.yy.) vardı. Ulu Cami'nin yapım tarihi bilinmiyor, ancak 1213'te yaptırılan minaresinden önce var olduğu kesindir. Yapı Alaattin Keykubat (I) zamanında onarılıp genişletildi. Mihrap önü kubbesi, buna dikey düz ahşap tavanlı 7 bölümlü ana mekânıyla yapı, Selçuklu dönemi ulu camilerinin özgün örneklerindendir. Sırlı tuğla işçiliği ve çini mozaik bezemeleri önemlidir. Altunkalem mescidi (1223) , Güdük Minare mescidi (1226, mimarı Mesut bin Abdullah), Küçük Ayasofya mescidi (1235), Kileci mescidi (XIII. yy.), Kızılca mescit (XIII. yy.) Anadolu Selçuklu mimarlığının taş ve tuğla işçiliği yanı sıra, taş bezeme, çini mozaik süsleme açısından ilginç örnekleridir. Fahrettinalisahipata külliyesi'nden (1250) Taş medrese olarak bilinen yapı, mescit ve türbe günümüze ulaştı. Seyyit Mahmut Hayrani Zaviyesi’nin yapılarından olan Ferruhşah ya da Mahmut Hayrani Mescidi’ni Kuluzade Ferruhşah yaptırdı (1224).1268 tarihli türbe, Karamanoğlu Mehmet(II) zamanında onarıldı (1409). Ahşap isçiliğinin önemli örneklerinden olan kapısı Akşehir Müzesi’nde, ahşap sandukalar İstanbul Türk İslam Eserleri Müzesi'ndedir. Şeyh Hasan Türbesi (1370) taş isçiliğiyle dikkat çeker. Kaymakam Şükrü Bey'in yaptırdığı(1905) Nasreddin Hoca türbesinin ortadaki ana türbe bölümü eskidir.

KÜLTÜRÜ

Akşehir tarihi itibariyle çok eski bir yerleşim birimi olduğundan zengin bir kültüre sahiptir.Selçuklu ve Osmanlı döneminde medreseleriyle ünlü olup, günümüze intikal eden "TAŞ MEDRESE" halen müze halindedir. Bu günkü Halk Kütüphanemizde  Osmanlı döneminde açılmıştır. Batılı anlamda ilk defa İlkokul ve Ortaokul 1873 yılında lise ise 1914 yılında açılmıştır. İlçemizde eğitim ve öğretim yaygın,düzeyinin yüksek oluşu  Cumhuriyet döneminde açılan çok miktarda okula bağlıdır. Ziraat Okulu (1915-1920) Sarayönüne taşınmıştır. Maltepe Askeri Lisesi (1941-1949), İlk Öğretmen okulu (1955- 1980) Polis okulu (1980-1988) lise 1914-1923 Orta okul 1873-1914 zaman içersinde kapanan okullardır. Bu okullar ve yeni açılanlarla Türk kültürünün bütün kültürünü taşımaktadır.

Bu köklü kültür sayesinde Akşehir insanı potansiyel itibariyle en üst seviyeye ulaşmıştır.Bu kültür içerisinde dünyaca ünlü Nasrettin Hoca gibi ince ve kıvrak zekaya sahip bir dahi yetişmiştir. Her yıl anısına düzenlenen  ULUSLARARASI 5-10 TEMMUZ Şenlikleri ile bu kültür zenginliği yeni katkılarla yaşatılmaya çalışmaktadır.

TURİZM

Yüzyıllardan beri Padişahların bir dinlenme yeri olan Akşehir, son yıllarda da büyük kentlerin bir dinlenme, piknik, kamp yeri olmaktadır. Diğer kentlerdeki insan yaşamını tehlikeye sokan kirli havaya karşılık buradaki temiz hava, su  Akşehir'i iç ve dış turizm yönünden önemli bir yurt köşesi yapmaktadır. İlçe olarak bir dinlenme yeri olan  şehrimiz bir birinden güzel dinlendirici görmeye değer yerler vardır.

TARİHİ ESERLER

Akşehir'de Selçuklular,Karamanoğulları ve Osmanlı'lar dönemlerine ait bir çok eser bulunmakta dır.

ULU CAMİİ

En eski ve heybetlilerinden olan Ulu Cami halen kullanılmaktadır. Çeşitli kere bakım görmüş, Selçuklu Hükümdarı Alaaddin Keyhüsrev tarafından 1213 yılında, bugünkü şahane minaresi yaptırılmıştır.

GÜDÜK MİNARE CAMİİ

Selçuk Hükümdarı Alaaddin Keykubat zamanında, 1226 yılında Abdullahzade Eminiddin Hacı Hasan Tarafından yaptırılmış. Minaresi sonradan yapılan caminin iç işlemeleri çinidir.

TAŞ MEDRESE

Bir site halinde olup, medresesi, türbesi, mescidi ve çeşmesi vardır. 1250 yılın da Selçuk Hükümdarları 2.Keyhüsrev devrinde, Emirdad Sahib Atazade Fahrettin Ali tarafından yap tırılmıştır.

İMARET (HASAN PAŞA) CAMİİ

1510 yılında Rumeli beyler beyi Hasan Paşa tarafından yaptırılmıştır. Osmanlı mimarisinin en güzel örneklerindendir. Bahçesinde çok güzel bir şadırvanı olan  bu yapı, camii olarak kullanılmaktadır.

İPLİKÇİ CAMİİ (AMBARDAR KERİM)

Camii çarşı içinde olup, eski iplik tüccarlarının çok bulunduğu bir yerde olmasından dolayı bu adılamıştır. 1337 yılında yapılmış olup kimin yaptırdığı bilinmemektedir. Kuzey kapısındaki kitabeden anlaşıldığı üzere, Şeyh Bedreddinzade Abdullah'ın oğlu Abdurrahman tarafından tamir ettirilmiştir. Ayrıca 1955 yılında çok iyi bir tamirat daha görmüş ve halen camii olarak kullanılmaktadır.

FERRUH ŞAH MESCİDİ

Seydi Mahmud Hayran Türbesi yanındadır. Mescidin duvarlarından İslam, Rona ve Bizanlılardan derlendiği anlaşı lan parçalar bulunmaktadır. 1224 yılında  1.Alaaddin Keykubat zamanında Konyalı Kuluzade Ferruh Şah tarafından yaptırıl mıştır. Mabedin altında Ferruh Şah'ın mezarı bulunmaktadır.

HACI İBRAHİM SULTAN TÜRBESİ

Akşehir'e bağlı Alanyurt köyündedir. 1374 yılında yaptırılmıştır.  Türbede üç yatır vardır.Bir sanat şahaseri olan sandukası Almanya'ya kaçırılmıştır.

KÜÇÜK AYASOFYA MESCİDİ

Selçuklu mahalesinin  Ortahamam sokağındadır. Selçuklu eseri olup, 1235'de Ömer oğlu Şemsettin Hasan adına yaptırılmıştır. Çok değerli çini ve sandukalara sahiptir. Sandukalardan üçü  İstanbul İslam Eserleri müzesinde sergilenmektedir. Biride neyazıkki yurt dışına kaçırılmıştır.

SEYDİ MAHMUD HAYRAN TÜRBESİ

1235 yılında yapılan mescit, kapı üzerindeki çok değerli kitabe ile ünlenmiştir. Taş Medrese, Güdük Minare  mescitlerindeki mimari özelliklere sahiptir. 1409'da Seydi Mahmud Hayrani torunu Seydi Muhittin tarafından onarım görmüştür.

MÜZELER

Tarih boyunca hep bir yerleşim merkezi olan Akşehir'in ilk yerleşim bulgularına, bölgede yapılan yüzey araştırmaları sonucunda, Neolitik Dönemde rastlanmaktadır. Bu dönemden günümüze kadar sürekli iskan görmüş ve birçok önemli güzergahlar üzerinde olduğundan devamlı tahribat görmüştür. Phrygia Parrore bölgesinde yer alan Akşehir, Philomelion olarak bilinmektedir. Bugünkü şehir merkezine yakın bir yerde, insitu olarak bulunan bir mil taşı üzerinde, "Philomelion" sözcüğü yazılıdır. Tek yazılı belge olan bu mil taşı Arkeoloji Müzesi'nde görülebilir. Akşehir ticari, kentsel ve doğal sit alanları ile, İç Anadolu'daki sayılı ilçelerden birisidir. Geçmiş ve yakın tarihte yerini alan bu kentte, sivil ve Selçuklulardan günümüze kadar sağlam gelebilen dini mimarlık örnekleri görülmeye değer eserlerimizdir.

BATI CEPGESİ KARARGÂHI MÜZESİ

Sakarya Meydan Savaşı'nın zaferle sonuçlanmasından sonra, düşmanın Afyon-Eskişehir hattının doğusunda mevzilenmesi  üzerine, Alagöz Köyü'ndeki Batı Cephesi Karargâhı Akşehir'e taşınır. 18 Kasım 1921' de Akşehir'e gelen Karargâh, Belediye binasına yerleşir. 24 Ağustos 1922 günü Büyük Taarruz için cepheye hareketlerine kadar bu binada çalışılır. Geçen dokuz buçuk aylık sürede, Büyük Taarruz hazırlıkları buradan yönetilir, planlar burada yapılır ve karar burada verilir. Bu arada Mustafa Kemal birçok kez Akşehir'e gelerek çalışmaları denetler, hazırlıkları yönlendirir. Bina, 1904–1905 yıllarında, Belediye Başkanı Bostan Bey zamanında Belediye Binası olarak inşa edilir. İki katlı olan bina, taş temelli, tuğla ve bağdadi malzemelidir. Binanın zemin katının doğu ve güney kısmında bulunan dükkânların cepheleri kapatılarak, buraya "Büyük Taarruz" hazırlıkları ve "Büyük Taarruzu" canlandıran, agrafito tekniği ile birer pano yapılmıştır.

Umut ve mücadele günlerinin belgesi olan Karargâh Binası, 1965 yılında Belediyenin başka bir binaya taşınması üzerine, müze olması kaydıyla Bakanlığa bağışlanır. Büyük bir onarım sonrasında, 5 Temmuz 1966 günü "Atatürk ve Etnografya Müzesi" olarak ziyarete açılmıştır. 1981 yılında yapılan onarım ve düzenleme sonrasında, esas işlevi nedeniyle bugünkü adını alır.

Müzenin zemin katında İdari Bölüm yer almaktadır. Üst kat, Karargâh zamanından günümüze kadar orijinal malzemesiyle kalabilen, güney köşedeki büyük oda, Atatürk'ün çalışma ve Büyük Taarruz'un kararının alındığı odadır. Bu odanın her iki yanında yer alan odalar ise, Karargâh  Komutanı  İsmet  İnönü ile  Kurmay Başkanı  Asım Gündüz'ün çalışma odalarıdır. İsmet Paşa' nın balmumu heykeli çalışma masasına oturtulmuştur. Kuzey köşede yer alan odanın içerisindeki vitrinlerde Ulu Önder' e hediye edilen ve kendisi tarafından kullanılan eşyalar ile silahları sergilenmektedir.

Diğer dört odada Karargâhta çalışan subayların biyografileri, Nutuk’tan alıntılar, levhalar, fotoğraflar, haritalar, belge ve silahlar teşhir edilmektedir.

TAŞ MEDRESE

Akşehir’de müzecilik, 1946 yılında Maarif Memurluğunca eski eserlerin derlenip korunmaları amacıyla, bir memurun görevlendirilmesiyle başlar. Derlenen eserler o zaman kullanılmayan İmaret Camii’nde korunuyordu. 1950 yılında caminin ibadete açılması üzerine, eserler Taş Medrese'ye nakledilir. 1960 yılında depo durumundaki müzeye müze memurunun atanmasıyla resmen müzecilik başlar. Yapılan restorasyon ve düzenlemelerden sonra 8 Haziran 1965 günü müze ziyarete açılır.

Taş Medrese, mescit, türbe, hangah, imaret ve çeşmeden oluşan bir külliye şeklinde inşa edilmiştir. Medrese, Anadolu Selçuklu sultanlarından II. Keyhüsrev’in oğlu II. Keykubat zamanında Baş vezir Emirdad Sahipata Hüseyin oğlu Fahreddin Ali tarafından 1250 yılında yaptırılmıştır.

Külliyeden günümüze sadece mescit ve bir arada bulunan türbe ile  medrese gelebilmiştir. Medrese plan olarak açık avlulu ve dört eyvanlıdır. Taç kapısı ile baş eyvan güney-kuzey yönünde, iki eyvan ise dikey olarak yapılmış ve değişik tarihlerde yapılan onarımlar sırasında güneydeki eyvan, oda haline getirilmiştir. Orta avlunun her iki yanında devşirme malzemeyle yapılmış revaklar yer almaktadır. Taç kapının sağ tarafında bulunan beş oda bulunmaktadır. Türbe giriş kapısının solundadır. Kare planlı olan türbenin altında kriptası mevcuttur. Kubbe eteğinde, pek azı günümüze gelebilmiş, kufi yazı benzeri geçmeli geometrik örneklerden meydana gelen, çini mozaik tekniğinde süsleme kuşağı vardır. Aynı şekilde kubbenin ortasında da çini bulunmaktadır.

Müzede Neolitik Dönemden, XIX. yüzyılın sonuna kadar, insanın doğumundan ölümüne kadar gereksinim  duyduğu  birçok  eserler  bulunmaktadır. Bu  eserler arasında en zengin koleksiyonumuz, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine ait mezar taşlandır. Selçuklu Dönemi figürlü mezar taşları müzede önemli bir yer tutarlar. Bu eserler Akşehir ve çevresinden derlenmiştir. Müzedeki bu mezar taşları, hattat kitabeleri ile de dikkat çeker.

COĞRAFİ DURUM

İç Anadolu'nun güneybatısında sultandağlarının eteklerinde kurulmuş, doğa güzelliği yönüyle  oldukça zengin çevresi ağaçlarla kaplı, yemyeşil bir kenttir. Doğusunda  Ilgın, Konya; batısında Sultandağı, Afyon; güneyde Yalvaç, Şakikaraağaç; güneydoguda Doğanhisar  İl ve ilçeleriyle komşudur. 

31° 24' 45" doğu boylamı 38° 02' 00" kuzey enlemleri arasındadır. Denizden yüksekliği 1050 m.dir. Yüzölçümü 1442 km²dir.

İKLİMİ

Kara İklimidir. Yazları sıcak ve kuraktır. Sıcaklık, +15° ile +35° arasındadır. Kışları soğuk ve kar yağışlıdır. 
Bölgenin yayla olması nedeniyle bazı yıllar kış mevsiminde ısı biraz artar. Kent  ve Çevresinin yağış durumu İç Anadolu bölgesinin ortak karakterlerine pek benzemez. Bölgenin en çok yağış alan bölgesidir. Yağışlar genellikle ilkbahar ve sonbahar aylarında görülür. Yağışlar aralıksız olarak günlerce devam eder. Aynı zamanda bu mevsimlerde güney batı rüzgârları çok şiddetli eser. 

BİTKİ ÖRTÜSÜ

Genellikle Sultandağları’nda maki denilen çalılıklar, karaağaç, çam, meşe, fındık ağaçları bulunur. Dağların eteklerine inildikçe çeşitli meyve ağaçları vardır. İlçenin çevresinde oldukça sık ağaçlar bulunur. Son yıllarda erozyon çalışmaları yapılarak  boş olunan kısımlarda çeşitli ağaçlar yetiştirilmeye başlanmıştır.

SULTANDAĞLARI

İlçenin güney ve güneydoğu yönlerine düşer. İhtiyar Dağlardır. Kalkerden meydana gelen bu dağlar 3. jeolojik devirde Toroslarla birlikte yükselmiştir. En yüksek tepesi 2581m. dir. Üzerinde otlak olarak kullanılan yaylalar vardır. Maki denilen çalılıklar, çam, meşe, karaağaç, fındık bitki örtüsüdür.  

AKŞEHİR GÖLÜ

İlçenin batısındadır. Yüzölçümü 260m² dir. Enderin yeri 10m dir kente 9 Km. uzaklıktadır. Suyu tatlıdır. Alanı yağış yıllarına göre daralır, genişler durumdadır. Gölde Sazan, Turna balıklarıyla tatlı su ıstakozu yaşar. Göl çevresinde yaşayan  köylerin geçim kaynağının bir kısmını oluşturur. Akşehir Gölünü Eber Gölünü büyüklü küçüklü çaylar besler.Çevresi sazlık ve bataklıktır

ADIYAN ÇAYI

Doğanhisar ilçesinden doğar  Akşehir gölüne dökülür.

AKŞEHİR ÇAYI

Sultandağları’ndan doğar kenti ikiye bölerek Akşehir gölüne dökülür.

ULAŞIM

Akşehir’in, Konya’ya uzaklığı 135 km, Afyon’a 90 km, Isparta’ya 140 km dir.

Akşehir , “Bağdat Hattı” denilen demiryolu ve karayolu ile yurdun her yeri ile bağlantılıdır. Köyleri ile ulaşımı yılın her gününde mümkündür.

Bilgiler ve resimler, Internet sitelerinden, çeşitli yazılı kaynaklardan ve "Akşehir Tarihi" adlı esrden derlenmiştir.

Webmaster
Mehmet YILMAZ

©2007 T.C. MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞI Konya Akşehir İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü Tüm hakları saklıdır.
Tel: 0 (332) 812 18 44 Faks: 0 (332) 813 54 34 Web: http://aksehir.meb.gov.tr E-Posta:aksehir42@meb.gov.tr